18 Kasım 2012 Pazar

Günden Kalanlar.37


* Neredeyse bir aydır yazmamışım Fil Uçuşu'na. Bir ara "Yazarımız yıllık izninin bir bölümünü kullandığı için yazılarına kısa süreliğine ara vermiştir" yazmayı düşündüm. Sonra konuyu sulandırmamaya karar verdim. Yine de günün birinde kullanabilirim bu cümleyi.
 
Eski bir öğrencimden gelen mesaj, kaç gündür bir şey yazmadığımı kontrol etmeme neden oldu. Açıkçası blog sayfasını açmıyordum bile. Öğrencim bu tatil süreciyle ilgili memnuniyetsizliğini "Ben alacağımı alıyordum Fil Uçuşu'ndan," diye dile getirmiş. (Aslında bu mesajdan kısa bir süre önce de Emma Peel'in özlendiğini söyleyen bir mesaj almıştım ama bu benim sorunum değil, işin o kısmını Emma Peel düşünsün.)
 
Bu mesajlar yine aynı soruyu sormama neden oldu: Fil Uçuşu neden var? Akla gelen ilk ve basit cevap alt başlıkta kendini gösteriyor zaten: okuduklarımı, dinlediklerimi, izlediklerimi ve aklıma takılanları paylaşmak için var. (Paylaşmak deyince iki yönlü bir ilişki devreye giriyor. Oysa ben yazıyor ve sonra da kaçıyorum, gelen yorumlara cevap yazmıyorum. Bu noktada söylemeliyim ki, kendimi biraz kaba buluyorum.) Benim buradaki paylaşma ilişkimde önermek, çoğaltmak, dikkat çekmek gibi noktalar öne çıkıyor. Böyle de devam edecek.
 
Öğrencimin mesajının içten içe sevindiren bir yanı var; demek ki yazdıklarım bir kitaba, bir konuya dikkat çekmeye yarıyor, birkaç kişinin ilgisini çekiyor. Ama bir yandan da bunları düşünmenin rahatsız edici olduğunu söylemeliyim. Yazarken ve yaşarken kibir denilen o üstten bakan, parmak sallayan duruşun, yakınımdan-uzağımdan geçmesini istemem. Eşitlik ve denge. Fil Uçuşu, benzeri çoğu blogda farklı değil, hatta açıkçası çok daha çarpıcı bloglar var. Bu sadelikle yazmaya devam edeceğim. Lafı uzatmayayım: öğretmek için değil paylaşmak için yazıyorum.
 
Ayda yaklaşık 10-15 başlık yer alıyor Fil Uçuşu'nda. Bunlardan bir ya da iki tanesi Milliyet Kitap ve Milliyet Sanat için yazdıklarım oluyor. Bu konuyla ilgili bir not: Dergilerdeki yer ve kelime sınırı sorunu nedeniyle çıkarılan bölümler Fil Uçuşu'nda yer alıyor. Yani o yazıları buraya koyma nedenim, asıl hallerinin paylaşılmasını ve saklanmasını sağlamak.
 
Geçen bir ay, televizyondaki işte yeni bir sezonun başlaması telaşı ve seyahatlerle geçti. Ayrıca sol omuzdaki kas yırtığının bitmek bilmeyen ağrılarına, bir de sol bacak eklendi; yavaş yavaş eriyorum galiba. Yazmakla ilgili dert biraz da bunlardan kaynaklanıyordu. Ayrıca dar zamanlarda yaşayan biri olarak, bulabildiğim yazı aralıklarını çoğunlukla defterimle baş başa kalarak geçirdim. En önemlisi de bol bol okudum. Bu okumalarla ilgili listeleri yakında paylaşmayı düşünüyorum. (Hey gidi öykü hey, gürül gürül  çağlıyorsun; şakşakçılar sırf adı roman olduğu için bile beş para etmez kitapları alkışlamaya devam etsin!)
 
Bir soru!
 
Lafı uzatmadan uzun süre sonra gelen yazıyı bir soruyla bitireyim. Soru roman konusu açılınca aklıma geldi: Acaba sizler de kimi romanları okuyunca sırf sayfa sayısı fazla olsun, bu kalınlık etiket fiyatına (ve elbette alınacak teliflere) yansısın, okurlar bu tuğla gibi kitaptan etkilensinler diye şişirilmiş bölümlerle dolu oldukları hissine kapılır mısınız? Roman sanatının günlük yayın organlarının uzun süreli satışını sağlamak üzere tefrika edilmesi ve vakt-i zamanında belli kağıt kalınlıklarını talep eden ciltçilik sanatı aklıma geldi birden; nedense...)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder