29 Ekim 2012 Pazartesi

Pessoa: Lizbon'da Bir Yazı-Adam

   İşte, hayatta hiçbir şey yapmadan yirmi sekizinci yaş günüme vardım -hayatta hiçbir şey, edebiyatta ya da kişiliğimde hiçbir şey. Şu ana dek en eksiksiz yenilgiyi tattım. Heyhat, daha ne kadar sürecek bu?
   Vicdanımı yokladıkça, hayatımı oluşturan hiçlikten dolayı kendimi o kadar az bağışlayabiliyorum.
   Bunca gecikmeme yol açan dehşetli şey ne ola ki?
   Yetersiz okumalarım, pratik zekâ eksikliğim [...]

Bu satırların yazarı sadece edebiyatın değil dünya tarihinin en dikkat çekici kişilerinden birine Fernando Pessoa'ya ait. Ya da tam adıyla analım: Fernando António Nogueira de Seabra Pessoa.


Ama tam adı dediğimizde bile bir şeyler, bazı karakterler, kimi gizemler açıkta kalıyor. Dünyada belki de en çok takma isim kullanan yazarla karşı karşıyayız. Vikipedi'nin kapsamlı Pessoa içeriğine göre tam 81 farklı karakteri var. Kimi kaynaklara göre bu sayı çok daha fazla. Ricardo Reis ve Alvaro de Campo gibi oldukça ünlenmiş karakterleri ayrıca incelemek gerekiyor. Sonuçta kısa denebilecek bir hayata sığdırılmış olağanüstü bir hikaye. Modernist edebiyatın ve sonrasındaki edebi üretimin bütün isimlerini derinden etkilemiş bir duruş.

Yukarıdaki satırları 13 Haziran 1916'da yazmış Pessoa. Günlüğüne düştüğü notlardan kısa bir paragraf. Kendisiyle kıyasıya bir mücadele içinde, acımasız eleştiri oklarını zihnine saplamaktan çekinmiyor. Aslında bu "hesaplaşma" hali bir bütün edebiyatına yayılmış durumda. "Huzursuzluğun Kitabı"nı okumuş herkes o tedirgin hesaplaşmanın izini sürmüştür muhakkak. "Pessoa Pessoa'yı Anlatıyor" adlı otobiyografiyi okuyanlar da aynı duygularla kapatacaklar kitabı. Otobiyografi deyince, akla alıştığımız akışta bir metin gelmesin; sonuçta bir Pessoa kitabı bu. Günlüklerinden sayfalar, çalışmalar, notlar, fragmanlar... Zaten böylesi bir edebiyatçının biyografisi de üretimlerinin izdüşümünden ötesi olamaz. Pessoa, yaşamını edebi bir metne çeviren ve o edebi metni de yaşamı haline getiren, kendi üretim sürecinin sarmalında varolmuş bir isim. Hikayesine kapanan anlatılar ya da kurmacasına kapanan kitaplar gibi, kendi yazısına dönüşen bir isim. Bir yazı-adam.

Kırk yedi yaşında bu dünyadan ayrılmış Pessoa. Yani yukarıda alınıtladığım satırları yazdıktan sadece 19 yıl sonra. O on dokuz yıla çok sayıda metin ve şiir sığdırmış. Bunların çok azının kitaplaşıp (sadece dört cildin) yayımlandığını görebilmiş. Pessoa'yı hiç okumamış, tanımayanlar için iyi bir başlangıç noktası "Pessoa Pessoa'yı Anlatıtıyor". Işık Ergüden çevirisiyle Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Yazıyı noktalamadan aklıma hep takılan bir soruyu sorayım: Pessoa deyince Lizbon gelir herkesin aklına. Prag demek, Kafka demektir. Peki İstanbul deyince hangi yazar gelir aklımıza? Hangi yazarımızın ya da yazarlarımızın İstanbul'un sesiyle dünyaya haykırmasını sağlayabildik? Daha da önemlisi o sesi biz duyabildik mi? O ses kimin?

Pessoa, Lizbon sokaklarında...
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder