Türkiye'de bulgurun hane üretiminden, sektörel üretime geçişinini ilginç bir hikayesi varmış; bilmiyordum. Zaten üretim kapasitesinin artması ve tüketimin yaygınlaşmasının radyo ile ilgisi olduğunu kaç kişi bilir ki?
Bulgur pilavını severim. Elimden geldiğince de yapmaya, bulgurun kullanıldığı farklı tarifleri denemeye çalışırım. Dolayısıyla Seçil Kenar'ın "Tarihinden Tarifine Bulgur" kitabını görür görmez ilgilendim. Yolculuk Mezopotamya'dan başlıyor, günümüze kadar geliyor. Kitapta tarihçenin yanısıra, üretim teknikleri, bulgurun türleri, tüketim oranları, besin değerleri ile ilgili akılda kalıcı ve dikkat çekici bilgiler var. Kitap elbette, biribirinden güzel tariflerle son buluyor. Bu tariflerde bulgurla yapılan tatlılar bile var. Beslenmeyle, mutfakla, yemek yapmakla ve özellikle bulgurla ilgilenenler kaçırmayacaktır.
Gelelim bulgur ile radyonun ilişkisine...
1930 yılında, Türkiye'de yeni yeni evlerde baş gösteren radyo, hem dünyaya açılmanın hem de bir çeşit gösterişin olmazsa olmazı. Karamanın yerlilerinden İbrahim Dölek ve Ali Pınarbaşı da birer radyo sahibi olmak istiyorlar ve İstanbul'daki dostlarından radyo temini için ricada bulunuyorlar. Radyolar yurt dışından geliyor ve İbrahim Dölek ile Ali Pınarbaşı, cihazları teslim almak için İstanbul'un yolunu tutuyorlar. Bizde adettendir, eli boş gitmek olmaz. İstanbul'a giderken hediye olarak yanlarında bulgur götürüyorlar. Götürmekle kalmayıp radyolarına kavuşmanın sevincini yaşarken kollarını sıvıyor ve mutfağa giriyorlar. Bulguru bir güzel tereyağında pişiriyorlar. O zamanlar bulgur üretimi ve tüketimi Karaman ve Gaziantep bölgeleri dışında yoğun olmadığından İstanbul'da kolay kolay bulunmuyor. İstanbul'da ticaretle uğraşan dostlar tereyağında bulgurun tadına varınca hemen harekete geçiyorlar. Siparişler gelmeye başlayınca, İbrahim Dölek ve Ali Pınarbaşı, Hacı Rauf Bey'i de ortaklığa dahil ederek işi büyütüyorlar. Sektörün oluşmasında bir başka önemli isim olan Ziya Duru da, oluşan talebi görünce 1934 yılında bulgur üretimine başlıyor. Üretimin merkezi Karaman oluyor. Kısa sürede İbrahim Dölek ve Ziya Duru'ya 45 üretici daha katılıyor. 1955'te Gaziantep'te, 1960'ta da Mut'ta sektörel üretim başlıyor. Hikaye bugüne kadar geldiğinde, küçük üreticiler hariç 104 bulgur fabrikası, yıllık 1,3 milyon tonluk bir üretim, 5 bin kişilik istihdam rakamlarına ulaşılıyor.
Bulguru severim demiştim. Bu hikayenin sonunda radyo sevgimi de dile getirmeliyim. Hatta daha da ötesine geçip bu yazıyı, çok şeyi öldürebilen televizyonun radyoyu asla öldüremeyeceğine olan inancımla noktalamalıyım.
Bulgur pilavını severim. Elimden geldiğince de yapmaya, bulgurun kullanıldığı farklı tarifleri denemeye çalışırım. Dolayısıyla Seçil Kenar'ın "Tarihinden Tarifine Bulgur" kitabını görür görmez ilgilendim. Yolculuk Mezopotamya'dan başlıyor, günümüze kadar geliyor. Kitapta tarihçenin yanısıra, üretim teknikleri, bulgurun türleri, tüketim oranları, besin değerleri ile ilgili akılda kalıcı ve dikkat çekici bilgiler var. Kitap elbette, biribirinden güzel tariflerle son buluyor. Bu tariflerde bulgurla yapılan tatlılar bile var. Beslenmeyle, mutfakla, yemek yapmakla ve özellikle bulgurla ilgilenenler kaçırmayacaktır.
Gelelim bulgur ile radyonun ilişkisine...
1930 yılında, Türkiye'de yeni yeni evlerde baş gösteren radyo, hem dünyaya açılmanın hem de bir çeşit gösterişin olmazsa olmazı. Karamanın yerlilerinden İbrahim Dölek ve Ali Pınarbaşı da birer radyo sahibi olmak istiyorlar ve İstanbul'daki dostlarından radyo temini için ricada bulunuyorlar. Radyolar yurt dışından geliyor ve İbrahim Dölek ile Ali Pınarbaşı, cihazları teslim almak için İstanbul'un yolunu tutuyorlar. Bizde adettendir, eli boş gitmek olmaz. İstanbul'a giderken hediye olarak yanlarında bulgur götürüyorlar. Götürmekle kalmayıp radyolarına kavuşmanın sevincini yaşarken kollarını sıvıyor ve mutfağa giriyorlar. Bulguru bir güzel tereyağında pişiriyorlar. O zamanlar bulgur üretimi ve tüketimi Karaman ve Gaziantep bölgeleri dışında yoğun olmadığından İstanbul'da kolay kolay bulunmuyor. İstanbul'da ticaretle uğraşan dostlar tereyağında bulgurun tadına varınca hemen harekete geçiyorlar. Siparişler gelmeye başlayınca, İbrahim Dölek ve Ali Pınarbaşı, Hacı Rauf Bey'i de ortaklığa dahil ederek işi büyütüyorlar. Sektörün oluşmasında bir başka önemli isim olan Ziya Duru da, oluşan talebi görünce 1934 yılında bulgur üretimine başlıyor. Üretimin merkezi Karaman oluyor. Kısa sürede İbrahim Dölek ve Ziya Duru'ya 45 üretici daha katılıyor. 1955'te Gaziantep'te, 1960'ta da Mut'ta sektörel üretim başlıyor. Hikaye bugüne kadar geldiğinde, küçük üreticiler hariç 104 bulgur fabrikası, yıllık 1,3 milyon tonluk bir üretim, 5 bin kişilik istihdam rakamlarına ulaşılıyor.
Bulguru severim demiştim. Bu hikayenin sonunda radyo sevgimi de dile getirmeliyim. Hatta daha da ötesine geçip bu yazıyı, çok şeyi öldürebilen televizyonun radyoyu asla öldüremeyeceğine olan inancımla noktalamalıyım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder